TÜRKİYE'NİN YENİ ROTASI: FAİZ POLİTİKALARI VE ENFLASYON


 

Türkiye'nin ekonomik gündemini son dönemde meşgul eden konular arasında en öne çıkanlarından biri, enflasyonla mücadele çabaları ve bu bağlamda Merkez Bankası'nın faiz politikası olmuştur. Ancak, artan faiz oranlarına rağmen enflasyonun beklenen seviyelere inmemesi, ekonomideki belirsizlikleri artırmaktadır. Bu durumun yanı sıra, kamu maliyesindeki sıkılaştırma önlemleri de ekonomik görünüm üzerinde etkili olmaktadır. Geçmişte Türkiye'nin ekonomi politikası, genellikle devletin müdahalesini öngören bir model izliyordu. 20. yüzyılın ortalarına kadar süren bu dönemde, devletin ekonomideki rolü oldukça belirleyiciydi. Ancak, 1980'lerin sonlarına doğru başlayan ve 2000'li yıllarda hız kazanan ekonomik liberalizasyon ve piyasa odaklı politikalarla birlikte, Türkiye ekonomisi önemli bir değişim sürecine girdi.

Ekonomik reformlar, özellikle 2001 krizinin ardından ivme kazandı. IMF ile yapılan anlaşmaların etkisiyle mali disiplin sağlanmaya çalışıldı ve yapısal reformlar hayata geçirildi. Bunlar arasında kamu kesimi reformu, vergi reformu, bankacılık sektöründe yapısal düzenlemeler ve reel sektörde rekabeti artırıcı önlemler yer alıyordu. Bu dönemde, özelleştirmeler ve serbest piyasa reformları da önemli bir yer tuttu. Ancak, bu reform süreci boyunca bazı zorluklarla karşılaşıldı. Özellikle, ekonomik krizler, siyasi istikrarsızlık, dış şoklar ve küresel ekonomik dalgalanmalar Türkiye'nin ekonomi politikasını etkileyen önemli faktörlerdi. Bunların yanı sıra, enflasyonun kontrol altına alınması, işsizlik oranlarının düşürülmesi ve gelir adaletinin sağlanması gibi konularda da belirli sıkıntılar yaşandı.

Son yıllarda ise, Türkiye'nin ekonomi politikası daha da karmaşık hale geldi. Hem iç hem de dış faktörlerin etkisiyle, enflasyonla mücadele, dış ticaret politikası, kamu maliyesinin sürdürülebilirliği gibi konular daha fazla önem kazandı. Özellikle, son dönemde artan enflasyon oranları, Merkez Bankası'nın faiz politikasını belirleme sürecini karmaşıklaştırdı ve ekonomideki belirsizlikleri artırdı.

Bu bağlamda, Türkiye'nin ekonomi politikası, daha fazla koordinasyon, istikrar ve öngörülebilirlik gerektiriyor. Özellikle, yapısal reformlara odaklanarak, rekabeti artırmak, yatırım ortamını iyileştirmek ve kamu maliyesinin sürdürülebilirliğini sağlamak önem arz ediyor. Ayrıca, dış ticaret politikasının yeniden gözden geçirilmesi ve küresel ekonomik dalgalanmalara karşı dayanıklı bir ekonomi oluşturulması da önemli bir adım olabilir.

Türkiye'nin ekonomi politikası, tarihsel süreçte olduğu gibi, iç ve dış dinamiklerin etkisi altında şekillenmeye devam edecektir. Ancak, yapılan doğru politika tercihleri ve sürdürülen reformlarla birlikte, Türkiye'nin ekonomik büyüme ve istikrarını sağlamlaştırması mümkün olacaktır. Geçmişten günümüze Türkiye'nin ekonomi politikası, bir dizi değişim ve dönüşüm yaşadı. Ancak, bu süreçte rasyonel ekonomiden ve bilimden uzaklaşmanın riskleri de göz ardı edilmemelidir. Faiz, enflasyon ve işsizlik gibi ekonomik göstergeler arasında denge kurulamazsa, Türkiye ekonomisi sıkışmış bir durumla karşı karşıya kalabilir. Bu nedenle, sağlam bir ekonomi politikası oluşturulması, yapısal reformların hayata geçirilmesi ve ekonomik kararların bilimsel temellere dayandırılması, Türkiye'nin ekonomik istikrarını ve büyümesini sağlamlaştırmak için kritik öneme sahiptir. Türkiye'nin ekonomi politikası, daha fazla koordinasyon, istikrar ve öngörülebilirlik gerektiriyor. Özellikle, yapısal reformlara odaklanarak, rekabeti artırmak, yatırım ortamını iyileştirmek ve kamu maliyesinin sürdürülebilirliğini sağlamak önem arz ediyor. Sonuç olarak, Rasyonel Ekonomi Politikalarına dönmek ve bilime inanmak gerekmektedir. Aksi takdirde uzun süre  Yüksek Faiz, İşsizlik ve Enflasyon arasına sıkışmış bir Türkiye Ekonomisi ile karşı karşıya kalabiliriz.