FİTCH'İN MESAJI BANKALARA MI, TÜRKİYE EKONOMİSİNE Mİ?
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının raporları çoğu zaman tek bir cümleyle özetlenir: "Not yükseldi" ya da "Not düştü." Oysa asıl hikâye, çoğu zaman bu başlıkların arasında kaybolur.
Fitch Ratings'in Türkiye finans sektörünün görünümünü "Nötr"den "Kötüleşiyor"a revize etmesi de tam olarak böyle bir gelişme.
İlk bakışta birçok kişi bunu bankacılık sektörüne yönelik olumsuz bir değerlendirme olarak okuyabilir. Ancak rapor dikkatle incelendiğinde görülen şey çok farklıdır. Fitch, Türk bankalarının notunu düşürmüyor. Hatta sektörün kredi notu görünümünü "Durağan" olarak koruyor. Değişen şey, bankaların içinde faaliyet göstereceği ekonomik konjonktür.
Aslında bu karar, bankaların değil ekonominin nabzını tutmaya yönelik.
Çünkü "finans sektörü, ekonominin aynasıdır." Fabrikalar üretirken, esnaf satış yaparken, ihracatçı sipariş alırken ve vatandaş kredi kullanırken bankalar bu hareketliliğin tam merkezinde yer alır. Ekonomi yavaşladığında ilk sinyaller de çoğu zaman finans sektöründe faaliyet gösteren bankalar aracılığı ile görülmeye başlar.
Bugün Türkiye ekonomisinin karşı karşıya olduğu tablo oldukça hassas. Bir yanda enflasyonla mücadele için sürdürülen sıkı para politikası, diğer yanda büyümeyi canlı tutma ihtiyacına yönelik çabalar. Ama unutulmamalıdır ki; plansız ekonomik büyüme toplumu fakirleştirir ve "Yoksullaştıran Büyüme" olarak ifade edilir.
Bu iki hedef aynı anda yürütülmeye çalışılıyor. Ancak bunun bir bedeli var.
Yüksek faiz, enflasyonu dizginlemek için güçlü bir araç olabilir. Fakat aynı zamanda yatırım iştahını azaltır, şirketlerin finansman maliyetini yükseltir ve krediye erişimi zorlaştırır. Sonuçta işletmeler daha pahalı borçlanır, tüketici daha temkinli harcar ve ekonomik çarklar daha yavaş dönmeye başlar.
İşte Fitch'in dikkat çektiği nokta tam da burası.
Rapor, özellikle KOBİ'lerde ve bireysel kredilerde geri ödeme riskinin artabileceğine işaret ediyor. Çünkü ekonomik yavaşlama yalnızca bilançoları değil, insanların günlük hayatını da etkiliyor. Geliri artmayan herhangi bir vatandaşın kredi taksitini ödemesi zorlaşıyor. Satışı düşen bir işletmenin borcunu çevirmesi güçleşiyor. Bu tablo da doğal olarak bankaların riskini artırıyor.
Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir ayrıntı var.
Bankaların bugün güçlü olması, yarın da aynı rahatlıkla faaliyet göstereceği anlamına gelmiyor. Riskler henüz gerçekleşmeden önce hesaplanır. Bu nedenle uluslararası kuruluşlar çoğu zaman bugünü değil, önümüzdeki 3-4 yılı değerlendiren mesajlar verir ve önerilerde bulunur.
Üstelik mesele yalnızca bankalarla sınırlı değil.
Leasing şirketleri, faktoring kuruluşları ve diğer finansman şirketleri de aynı ekonomik koşuldan etkileniyor. Reel sektörün önemli finansman kaynaklarından biri olan bu kurumlar zorlandığında, yatırım yapmak isteyen şirketlerin alternatif finansman kanalları da daralıyor.
Sigorta sektöründe ise görünmeyen başka bir baskı var. Enflasyon yalnızca market raflarında fiyatları artırmıyor; araç tamirinden sağlık hizmetlerine kadar hasar maliyetlerini de yükseltiyor. Prim gelirleri artsa bile maliyetler daha hızlı yükseldiğinde şirketlerin kârlılığı kaçınılmaz olarak geriliyor.
Peki bütün bunlar bir kriz işareti mi?
Henüz değil.
Fakat güçlü bir uyarı olduğu da inkâr edilemez.
Ekonomide güven, rakamlardan önce beklentilerle şekillenir. Eğer yatırımcı geleceğe güven duyuyorsa yatırım yapar. Banka kredi verir. Şirket üretir. Tüketici harcar. Ancak beklentiler bozulmaya başladığında ekonomik faaliyet de yavaşlar ve içinden çıkılması zor ekonomik darboğaz ortaya çıkabilir.
Bu nedenle Fitch'in "Kötüleşiyor" ifadesi, tek başına bir not değişikliğinden çok daha anlamlıdır. Çünkü bu ifade, ekonomik aktörlerin önümüzdeki dönemde daha dikkatli hareket etmesi gerektiğini ifade ediyor.
Türkiye'nin önündeki temel mesele artık yalnızca enflasyonu düşürmek değil. Aynı zamanda bu mücadeleyi yürütürken finansal sistemi yormadan, yatırımı boğmadan ve büyüme potansiyelini koruyarak ilerleyebilmek yani sağlıklı ve dengeli bir ekonomik sistem ile sorunun çözülmesini sağlamak.
Kolay bir denklem değil.
Ancak ekonomi yönetiminin başarısı da tam burada ölçülecek.
Çünkü piyasalar çoğu zaman bugünü değil, yarını satın alır. Fitch'in son raporu da aslında bugünün fotoğrafından çok, yarının havasını tarif ediyor.
Kısacası;
Bazen ekonomik hikâyeyi değiştiren şey, gerçekleşen riskler değil; gerçekleşmesi beklenen risklerdir ve bu risklere karşı ne kadar hazırlıklı olduğunuzdur.
