DAVRANIŞA GÖRE FARKLILAŞTIRILMIŞ BİR VERGİ SİSTEMİ
Vergi sistemi denildiğinde aklımıza çoğu zaman denetim, ceza, gecikme faizi, vergi ziyaı ve tahsilat geliyor. Vergisini eksik beyan edenin ne kadar ceza ödeyeceğini, borcunu zamanında ödemeyenin hangi sonuçlarla karşılaşacağını veya vergi borçlarının hangi şartlarla yapılandırılabileceğini konuşuyoruz. Bütün bunlar elbette vergi sisteminin doğal unsurları… Ancak vergi sisteminin başka bir tarafı var ki üzerinde daha az duruyoruz: Vergisini zamanında ödeyen, beyannamelerini süresinde veren, kayıtlarını düzenli tutan ayrıca borcunu düzenli ödeyen ve yıllardır vergisel yükümlülüklerini aksatmayan mükellef. Asıl soru da burada ortaya çıkıyor: Kamu Maliyesi, doğru ve dürüst davranan mükellefi ne kadar farklılaştırıyor?
Bu soruyu sormak, vergi borçlarının yapılandırılmasına karşı çıkmak anlamına gelmiyor. Ekonomik krizler, doğal afetler, olağanüstü dönemler veya işletmelerin geçici likidite sorunları bazı mükelleflerin vergilerini zamanında ödeyememesine yol açabilir. Böyle durumlarda devletin tahsilatı kolaylaştırması, borcun tamamen kaybedilmesi yerine belirli şartlarla tahsil edilmesini sağlaması kamu maliyesi açısından anlaşılabilir bir yaklaşım olabilir. Dolayısıyla tartışılması gereken konu “Vergi borcu yapılandırılmasın” değildir. Asıl soru şudur: Ödeme güçlüğü yaşayan mükellefe ikinci bir fırsat veriliyorsa, vergisini ilk günden itibaren zamanında ödeyen mükellefe ne veriliyor? Çünkü vergisini zamanında ödeyen mükellef devlet açısından yalnızca yasal yükümlülüğünü yerine getiren bir kişi veya işletme değildir. Aynı zamanda tahsilat riskini azaltan, kamu idaresinin takip maliyetini düşüren ve kamu gelirlerinin öngörülebilirliğine katkı sağlayan bir aktördür. Gecikmiş bir verginin takip edilmesi, bildirimlerin yapılması, ödeme planlarının oluşturulması ve gerektiğinde cebri tahsil süreçlerinin işletilmesi kamu kaynaklarının kullanılmasını gerektirir ve ek maliyet doğurur. Buna karşılık vergisini zamanında ödeyen mükellef bu süreçlerin önemli bir bölümünü gereksiz hale getirir. O halde zamanında ödeme davranışının devlet açısından bir ekonomik değeri varsa, bunun mükellef açısından da ölçülü bir karşılığı olması neden tartışılmasın?
Türkiye'de aslında vergiye uyumlu mükellefler için bir teşvik mekanizması bulunmaktadır. Gelir Vergisi Kanunu'nun mükerrer 121. maddesi kapsamında belirli şartları sağlayan gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerine %5 oranında vergi indirimi uygulanmaktadır. Gelir İdaresi Başkanlığı'nın 2026 yılı için yayımladığı güncel rehberde de bu uygulamanın şartları ve indirim tutarına ilişkin sınırlar yer almaktadır. Dolayısıyla “Türkiye'de dürüst mükellefe hiçbir teşvik yok” demek doğru değildir.
Ancak burada daha ileri bir soru sormamız gerekiyor. Mükellefin vergisel hayatı yalnızca yıl sonunda hesaplanan gelir veya kurumlar vergisinden ibaret değildir. İşletmeler yıl boyunca KDV, muhtasar ve prim hizmet, damga vergisi ve diğer çeşitli vergisel yükümlülüklerle karşı karşıya kalmaktadır. Beyannameler veriliyor, tahakkuklar oluşuyor ve ödemeler gerçekleştiriliyor. Başka bir ifadeyle vergi uyumu sadece yıllık değil, sürekli bir davranıştır. Öyleyse ödüllendirme mekanizması da yalnızca belirli bir yıllık vergi üzerinden değil, mükellefin yıllar boyunca sergilediği davranış üzerinden tasarlanabilir mi?
Bence artık bu sorunun ciddi biçimde tartışılması gerekmektedir.
Örneğin, son beş yıl boyunca KDV beyannamelerini zamanında veren, tahakkuk eden vergilerini süresinde ödeyen, neredeyse hiç vergisel ihlali bulunmayan ve vergisel yükümlülüklerini düzenli biçimde yerine getiren bir mükellefi düşünelim. Beş yıl boyunca aynı davranışı sürdüren bu işletme, altıncı yıla geldiğinde neden yalnızca “ceza almayan mükellef” olarak kalmalıdır?
Burada yeni bir model önermek istiyorum: “Vergisel Güvenilirlik Statüsü (VERGÜS)”
Bu statü, mükellefi vergiden muaf tutan veya devletin denetim yetkisini ortadan kaldıran bir sistem değildir. Tam tersine, devletin elindeki verileri kullanarak mükellefin geçmiş davranışına göre farklılaştırılmış bir vergi sistemi oluşturulmasını ifade eder. OECD'nin güncel çalışmalarında da vergi idarelerinin uyum risklerini daha gelişmiş veri ve analiz yöntemleriyle değerlendirdiği, mükellef davranışına göre daha hedefli müdahaleler geliştirdiği görülmektedir.
Örneğin beş yıllık vergisel uyum geçmişini başarıyla tamamlayan bir mükellef altıncı yılda belirli avantajlardan yararlanabilir. KDV açısından doğrudan vergi oranını düşürmekten ziyade, KDV iadesinde öncelik, daha düşük teminat veya hızlandırılmış işlem gibi avantajlar düşünülebilir. Damga vergisi bakımından ise kanunla belirlenecek bazı işlemlerde sınırlı süreli indirim veya istisna uygulanabilir. Gelir ve kurumlar vergisi açısından mevcut %5 uyum indiriminin üzerine, belirli koşullara bağlı ilave bir avantaj olabilir.
Fakat önerinin bir başka boyutu daha var: finansmana erişim.
Vergisel olarak güvenilir bir işletmenin en önemli sorunlarından biri çoğu zaman vergi ödemek değil, işletme finansmanına ulaşabilmektir. Özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeler açısından kredi maliyeti, işletmenin büyüme kapasitesini doğrudan etkileyebiliyor. Bu nedenle vergisel uyumun finansmana erişim bakımından da bir değer taşıması tartışılabilir.
Örneğin beş yıllık vergisel uyum geçmişi bulunan ve Vergüs’e dahil olan, vergilerini düzenli ödeyen ve ciddi bir vergisel riski bulunmayan işletmeler için kamu bankalarıyla birlikte özel bir “Vergiye Uyumlu İşletme Finansman Programı” oluşturulabilir. Bu işletmeler, bankanın diğer kredi değerlendirme kriterlerini de karşılamak kaydıyla, belirli kredi programlarında daha yüksek kredi limitinden veya daha düşük faiz oranından yararlanabilir. Böyle bir sistemde vergi uyumu tek başına kredi verilmesi için yeterli olmamalı; işletmenin bilançosu, nakit akışı, teminat yapısı ve bankacılık mevzuatındaki diğer kriterler yine değerlendirilmelidir. Ancak vergisel uyum, kredi değerlendirmesinde pozitif bir unsur olarak sisteme dahil edilebilir.
Bu aslında çok önemli bir değişiklik yaratır.
Bugün bir işletme sahibi açısından “Vergimi zamanında ödersem ne kazanırım?” sorusunun cevabı çoğu zaman “Gecikme cezası ve faiz ödemem” şeklindedir. Oysa aynı işletme sahibine, “Beş yıl boyunca vergisel yükümlülüklerini düzenli yerine getirirsen altıncı yılda yalnızca vergisel açıdan değil, finansmana erişim bakımından da belirli avantajlar elde edebilirsin” denildiğinde, vergi uyumu işletme açısından somut bir ekonomik değere dönüşür.
Vergisini düzenli ödeyen işletme, aynı zamanda kayıtlı ekonominin içinde kalan işletmedir. Düzenli beyan ve ödeme geçmişi, işletmenin finansal faaliyetlerinin izlenebilirliğini artırabilir. Bu nedenle vergisel uyumun, doğru tasarlanmış bir model içerisinde işletmenin finansmana erişimini destekleyen unsurlardan biri haline gelmesi düşünülebilir. Böylece ortaya yalnızca bir vergi indirimi değil, davranışa göre farklılaştırılmış bir kamu politikası çıkar. Hatta sistem kademeli hale getirilebilir. Beş yıllık uyum birinci seviyeyi, on yıllık uyum ikinci seviyeyi oluşturabilir. Beş yıl boyunca hiçbir ciddi ihlali bulunmayan mükellefe bir avantaj sağlanırken, on veya daha fazla yıllık düzenli geçmişe sahip işletmeye daha güçlü bir avantaj sunulabilir. Böylece vergiye uyum bir defalık bir davranış olmaktan çıkar, yıllar içerisinde değer kazanan bir ekonomik varlığa dönüşür.
Burada önemli olan, sistemin ölçülü ve objektif kurulmasıdır. Bir mükellefin bir günlük gecikmesi ile yıllarca devam eden ciddi vergi ihlallerinin aynı değerlendirmeye tabi tutulması ne kadar doğru değilse, küçük bir teknik hatanın bütün geçmişi silmesi de doğru olmayabilir. Bu nedenle sistemde “Uyum Puanı” veya “Vergisel Güvenilirlik” değerlendirmesi yapılırken ihlalin niteliği, süresi, tekrarı ve mükellefin kendi iradesiyle düzeltip düzeltmediği gibi kriterler dikkate alınabilir.
O halde neden bu yaklaşımın bir sonraki aşaması olmasın?
Devlet yalnızca riskli mükellefi daha yakından izleyen değil, düşük riskli ve yüksek uyumlu mükellefi de daha fazla ödüllendiren bir yapıya dönüşebilir.
Böyle bir sistem aynı zamanda vergi adaleti açısından da önemli bir mesaj verebilir. Vergisini zamanında ödeyen mükellef, başka bir mükellefin yapılandırmadan yararlanmasına bakıp “Ben neden yıllardır zamanında ödüyorum?” diye sormak yerine, “Benim düzenli ödeme geçmişimin bir değeri var” diye düşünmelidir.
Gönüllü vergi uyumu yalnızca sert yasalar ile oluşturulamaz. OECD'nin güncel çalışmalarında da vergi idarelerinin büyük ölçüde gönüllü uyuma dayandığı, bunun sürdürülebilmesi için mükellefin sisteme güvenmesi ve idari süreçleri adil görmesi gerektiği vurgulanmaktadır.
Vergi sisteminin mesajı yalnızca “Yanlış yaparsan seni bulurum” olmamalıdır.
Bunun yanında şu mesaj da verilebilmelidir:
“Doğru davranırsan bunu görürüm ve bunun bir karşılığı olur, sana değer veririm, ödüllendiririm”
İşte davranışa göre farklılaştırılmış vergi idaresi tam olarak budur.
Böyle bir modelde vergiye uyum yalnızca devletin zorlamasıyla ortaya çıkan bir yükümlülük olmaktan çıkar, işletmenin geleceği açısından ekonomik bir avantaja dönüşür.
Belki de Türkiye'nin önümüzdeki dönemde tartışması gereken yeni vergi politikası sorusu budur:
Beş yıl boyunca vergisini eksiksiz ve zamanında ödeyen bir işletmeye altıncı yılda ne vereceğiz?
Sadece “teşekkür ederiz” mi?
Bence ikinci seçenek üzerinde ciddi biçimde düşünmenin zamanı geldi.
